Ahmet Şık öfkeli

Dün "örgütsel döküman" kabul edilen "İmamın Ordusu" kitabı internetten yayılmaya başladı. Peki kitabın yazarı Ahmet Şık bu konuda ne düşünüyor?

Ahmet Şık öfkeli
01 Nisan 2011 Cuma 11:23 tarihinde eklendi, 1.608 kez okundu.

 

Ertuğrul Mavioğlu/Radikal
 
Silivri'den görüş notları
 
‘Görüşmecim yeşil soğan göndermiş, karanfil kokuyor cigaram.’ 
Ahmet’in eşi Yonca, kayınvalidesi Perihan hanımla birlikte Silivri L Tipi Cezaevi’ne doğru yola çıktığımızda, Ahmet Arif’in bu dizesi takıldı. Şu kısacık sürede tecrübeli bir tutuklu yakını olmayı beceren Yonca, yol boyunca bir çeşit brifing verdi: “Dışarıdan yiyecek sokulmuyor, giyecek eşyalarına sınırlamalar var. Asker yeşili rengindeki tişörtler da alınmıyor. Havlu yasak. Cezaevinde satılan iç çamaşırı ve çorap tarzı eşyaların da verilme şansı yok.” 
 
Anladım ki, yeşil soğan da götüremeyeceğiz, elma da, karanfil kokulu sigaralar da. Kapıdan girişten itibaren sıkı bir üst araması var. Üzerinizde metal olmayacak ve halk deyimiyle ötmeyeceksiniz. Sonra kayıt ve göz retinası taraması. Herkesin göz retinasını kolaylıkla tarıyorlar ama benim gözlerime cezaevinin alerjisi var sanki. Bir türlü tarama işlemi gerçekleşmiyor. Nihayet yeşil renkli ‘accepted’ ışığı yanıyor. 20 yıl sonra bir cezaevinin insanın içine kasvet salan duvarlarının arasında dolaşmak enteresan bir deneyim benim açımdan. 
 
Ahmet Şık, Nedim Şener ve Doğan Yurdakul bir ortak kullanım alanı olan üç ayrı hücrede kalıyor. Görüşe de birlikte çıkmışlar. Birinin ziyaretçisiyseniz, üçünü de görme şansınız var. Şener’in de üç ziyaretçisi var: Eşi, Milliyet’ten Murat Sabuncu ve katledilen Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink’in kardeşi Orhan Dink. 
 
Ahmet’te kitabının internette yayınlanacağını bilmenin rahatlığı var. Öfkeliydi. Kendisi ve kitabıyla ilgili yürütülen kara propaganda ve itibarsızlaştırma faaliyetleriyle ilgili ‘bunlar nasıl gazeteci’ cümlesini sık sık duyuyorum. Kabına sığmazlığında ve esprili konuşmasında değişen bir şey yok. 
 
Nedim’in laptop’u 
Nedim daha sakin. Operasyonun bazı gazetecilerin ortaya attığı argümanlardan sonra başlatıldığını söylüyor: “Önce polis senaryoyu yazıyor, bu senaryo bazı gazetelerde ve köşeler yazılarında dile getiriliyor, sonra polis bu senaryoları ihbar kabul edip soruşturmaya girişiyor.” 
 
Nedim’in aramada evinden bulunmayan bilgisayarı konusunda ilk kez duyduğum bir cümlesi var: “Polisler arama sırasında evimde bilgisayar bulamadılar. Eşimle ortak kullandığımız bilgisayarın kayınvalidemin evinde olduğunu söyledim. Adresi de vermeme karşın polisler gidip o bilgisayarı almadılar.” 
 
Kitabın çarpıcı bölümleri 
Ahmet kitabıyla ilgili spekülasyonlara kilitlenmiş durumda. Şu cümleleri kitabı okuyacaklara kılavuz olabilir: “Kitabımın en önemli ve çarpıcı bölümleri Sabri Uzun’la yaptığım görüşmelerle ilgili. Bir de Hanefi Avcı’nın Hamza Keleş’e ifade verirken, 4 bin kişilik bir fişleme dosyası verdiğini ancak bunun dosyadan kaybedildiğini yazdım. Bu çok ama çok önemli. Tutanaklara göre cemaatin emniyet teşkilatı içinde yaptıkları bu fişleme kayıtları teslim alınmış ama dosyada yok. Gazetecilik açısından önemli bir haber değil mi?"