Çölaşan Sözcü'ye veda mı ediyor?

Gazetecilikte 35. yılını kutlayan Emin Çölaşan, Sözcü'deki yazısında duygusal itiraflarda bulundu

Çölaşan Sözcüye veda mı ediyor?
09 Şubat 2012 Perşembe 09:16 tarihinde eklendi, 1.201 kez okundu.

 

35 YILIN HESABINI SİZE VERİYORUM
 
Sevgili okuyucularım, dün de yazmıştım, 7 şubat 2012 benim için çok önemli ve anlamlı bir gün…Çünkü gazeteciliğe 7 şubat 1977 günü başlamıştım ve şimdi tam 35 yıl doldu. Dünkü yazımda o günden bu yana neler yaptığımı anlatmıştım. Bugün ise farklı bir şey yapacağım. 
 
Sizlere bu 35 yılın bir hesabını vereceğim. 
Bu anlatacaklarım konusunda iddialıyım, bir tek sözcüğünde bile yalan, yanlış, abartma olmayacaktır. 
 
Bu meslekte gazeteci olsun veya olmasın, her türlü insanı tanıdım. İyiler, kötüler, dürüstler, üçkağıtçılar…Bugün dahil bu ülkeyi nasıl çapsız tiplerin yönettiğine, o “Büyük” zannedilen çoğu şahısların aslında nasıl “Küçük” olduğuna defalarca tanık oldum. 
Aynı gerçek biz gazeteciler için de geçerlidir. Aramızda her türlü insan vardır. 
Meslektaşlarımdan bugüne kadar bazı kazıklar yedim. Ama iddialı söylüyorum, hiç kimseye kazık atmadım. 
 
Bugüne kadar benden genç veya yaşlı, yüzlerce gazeteci ile tanıştım, birlikte veya farklı ortamlarda görev yaptım. Bana saygısızlık etmeye kalkışan ikisi dışında hiçbirine saygısızlık etmedim. 
 
Hele genç ve deneyimsiz muhabir arkadaşlarıma kendi çapımda hep sahip çıkmaya, bir şeyler öğretmeye, yol göstermeye çalıştım. 
Medyada inanılmaz bir sömürü çarkı var. Gerek bana ve gerekse arkadaşlarıma yapılan haksızlıklara karşı çıkmayı hep görev bildim. O yüzden de, geçmişteki gazete yönetimleriyle aram hiçbir zaman iyi olmadı.
 
Sıradan ve torpilsiz bir muhabir olarak adım attığım bu meslekte hep çalıştım. Hele ilk yıllarda gecelerim ve gündüzlerin sürekli çalışarak geçti. Torpiliniz ve arkanız yoksa, bir yere gelebilmek için sürekli çalışıp kendinizi kanıtlamak zorundasınız. Benim arkam ve torpilim hiçbir zaman olmadı.  
 
Binlerce habere, söyleşiye ve köşe yazısına imzamı attım. Bu meslekte en tepelere yükselirken hiç kimsenin omuzlarına basmadım, kalleşlik yapmadım, arkadan vurmadım, yönetime şikayet etmedim, jurnalcilik yapmadım.
 
Üstelik hiç kimseye karşı yağcılık, yalakalık sergilemedim, baş eğmedim. 
Bütün bu süreçte bir şeyi çok net öğrendim: 
“Bu meslekte bir yere hak ederek gelmek çok zordur. Ama geldiğin yerde kalmak daha da zordur.” 
 
Sanırım ikisini de başardım. 
Belki inanmayacaksınız ama bu 35 yıl boyunca işimden bir gün bile kaytarmadım.
İşimi, görevimi ve okuyucularımı her zaman ciddiye aldım, asla saygısızlık etmedim. 
Bizim meslekte çok yaygın olan ”Birilerinin ekibi ve adamı olma, sırtını sağlam yere dayama” ilkesine asla rağbet etmedim ve kimsenin koruması altına girmedim. 
Siyasilerle de aynı uzak ilişkiyi yaşadım. Hiçbir siyasetçinin, hiçbir partinin sesi olmadım. Vicdanım, yurt sevgim ve gazetecilik birikimlerim neyi emrediyorsa onu yazdım. 
Mesleğime çok büyük bir aşkla bağlandım. Ama itiraf edeyim, bu aşk medyanın bu pislik ortamında giderek azalıyor. 
 
Bazen de yazılarımda kavga ettim. Kavga ettiklerim arasında bir tane adam gibi adam yoktu. Karşıma hep entel-liboş-şeriatçı-Kürtçü-üçkağıtçı takımı çıktı! Onlara en ağır yazıları yazmaktan da asla kaçınmadım.
 
Benim kısmetimde her zaman iktidar sahipleri, güçlüler, egemenler, ülkeyi soyanlar, din tüccarları ve onların emir kulları ile kapışmak vardı!    
Bu 35 yıl içerisinde kendim, ya da başkaları için asla iş takibi yapmadım. Bu  doğrultuda bir istek de hiçbir zaman gelmedi. Onlar işi kimin bitireceğini iyi bilir! 
Kursağıma bir kuruş haram, yasadışı, ahlak dışı, kural dışı para girmedi. Her iktidar döneminde açığımı aradılar, bulamadılar. 
 
Yedi sülalemi araştırdılar, yine bulamadılar. Çocukluğumdan beri bir tek açığımı bulsalar, beni mahvederlerdi. Gazetecilik yaptırmazlardı da, asıl ben insanların yüzüne bakamazdım.
Bizim meslekte altın bir kural vardır: 
Geçmişinde şu veya bu biçimde bir açığı olan köşe yazarı, hiç kimseyi eleştiremez. Açığının bir gün yüzüne vurulacağını bilir…Ve hep suya sabuna dokunmayan konularla vaziyeti idare eder. Yazılarına bakın, onların kim olduğunu anlarsınız! 
 
Sürekli, eleştiren gazeteci oldum. Yağcılık yapmak, övgü düzmek kolaydır da, eleştirmek biraz yürek ister. Bence gazeteci, eleştiren kimsedir. Ben her iktidar döneminde bunu yaptım.  
19 kitabım çıktı. Bu kitapların çoğu satış rekorları kırdı, korsanları hariç toplam bir milyon 200 bin dolaylarında sattı. Muhteşem bir rakamdır. Öyle günler oldu ki, sabaha kadar gazetede kitap yazdım…Çünkü ben evde asla çalışamam!
 
Hırsızların, namussuzların, ülkemizi soyanların, sömürenlerin, din tüccarlarının, bölücülerin hep üzerine gittim. Hakkımda nice ceza ve tazminat davaları açıldı. Öyle zamanlar oldu ki, günümün yarısını mahkemelerde, adliye koridorlarında geçirdim. Bir tek hapis cezası bile almadım. Tazminat davalarında kaybettiklerim elbette oldu. 
Mesleğimde hiç kimseye, hele gençlere hava atmadım, gösteriş yapmadım, şımarmadım. Sadece iyi bir ürün sergileyen gazetecileri “Keşke bu bilgi bana gelseydi, ben yazsaydım” diye olumlu anlamda kıskandım.
 
Her zaman her yazımı ülkemin ve milletimin çıkarları doğrultusunda, Mustafa Kemal Atatürk’ün aydın izinde, kelle koltukta, nice tehditler alarak yazdım. 
 Lüks yaşantım, gece hayatım asla olmadı. Davetlerde, resepsiyonlarda, gece hayatında aile çevresi ve dostlarımız hariç, hemen hiç yer almadım. Hele egemenlerin sofrasında ve davetlerinde hiç bulunamadım! Sosyeteye de giremedim! Hayatım genelde gazete ile ev arasında, en mütevazı biçimde geçti.
           
Peki ama bu 35 yıl benim açımdan hep güzel miydi? Hayır!.. Zamanımın epeyce bir bölümü de beni ezmek, sindirmek, korkutmak, harcamak, tasfiye etmek için çalışanlarla  boğuşarak geçti. Allah’a bin şükür, her mücadeleden alnımın akıyla çıktım. Üzerime bir tek leke sürmeleri mümkün olmadı. 
Medyanın bu acımasız kurtlar sofrasında hiç kimseye yem olmadım, baş eğmedim, eğilip bükülmedim, ilkelerimden ödün vermedim. 
Ruhumu ve kalemimi satmadım. Kırıldım ama eğilmedim. 
Dönek olmadım, korkmadım, kıvırtmadım. Beynimden geçenleri aynen yazdım. Hiçbir zaman yalan yazmadım, sizleri asla kandırmadım 
23 yıllık köşe yazarlığı dönemimde hiçbir zaman özel ekibim, danışmanlarım, yardımcılarım olmadı. Böylelerine hep imrendim, yine olumlu anlamda kıskandım. Ne yaptıysam, her şeyi tek başıma, kendi beynim, kendi gazetecilik anlayışım ve sorumluluk duygumla yaptım…
Ve şimdi içtenlikle söylüyorum, gazetecilik yaşamımın en mutlu, huzurlu, özgür günlerini Sözcü’de yaşıyorum. 
Sansürsüz, baskısız, kavgasız, karşılıklı saygı, sevgi ve dostluk ortamında. Hep bunu özlemiştim.  
 
Peki bu 35 yıl içerisinde hiç hatam, yanlışım, eksiklerim yok muydu? 
Yazılarımda bazen önemsiz, dikkatsizlikten kaynaklanan hatalarım elbette oldu. Ama sizleri hiç kandırmadım, yalan yazmadım. 
Eksiklerime gelince!.. İki önemli eksiğim var. İlki, yeterince gezemedim. İkincisi ise sizlerin iletilerine yanıt veremedim. İkincisi için sizlerden tekrar özür diliyorum.   
    
Bu iddialı yazıyı kamuoyunun ve bir milyonu aşan siz sevgili Sözcü okurlarının önünde yazıyorum.
Bu uzun yılların özet hesabını bu yazıda veriyorum. 
Bu meslekte 35. yıl yazım benim için önemliydi çünkü size ve kamuoyuna bu uzun ve yorucu yılların bir hesabını vermek zorundaydım. İçimden taşan şu duyguları herkesin bilmesini istedim ve sizlerle paylaştım. 
Yazdıklarımın aksini iddia edecek birileri varsa, herhalde çıkar ortaya!
Sevgili okuyucularım, sizler benim her şeyim, güç kaynağım, manevi desteğimsiniz. Gücümün çoğunu her zaman sizlerden aldım. 
Bu uzun yıllar boyunca ülkeme, milletime, mesleğime ve sizlere karşı görevimi biraz olsun yerine getirmeyi başardıysam, ne mutlu bana. 
Benim açımdan çok önemli olan bu mutlu yıldönümünü dün ve bugün sizlerle paylaştığım için beni lütfen kınamayın, bağışlayın, hoşgörün sevgili okuyucularım…
Çünkü bunun 40. yılı falan olmayacak.
Ne bileyim, belki 36. yılı bile olmaz!
 
Emin Çölaşan / Sözcü