"Ne Kıvanç ne Kenan, Nejat İşler bana uyar"

Nur Yerlitaş'tan İzzet Çapa'ya samimi açıklamalar geldi.

Ne Kıvanç ne Kenan, Nejat İşler bana uyar
04 Aralık 2011 Pazar 09:15 tarihinde eklendi, 4.357 kez okundu.

 

“Arka sokaklardan besleniyorum ama ruh kalitemi kendim giydiriyorum” diyor. “Kıvanç ve Kenan değil de, belki Nejat İşler uyar bana” diyor. Daha neler neler diyor... Sürüngen gibi süründüğü günlerden, bugünkü yalnızlığından bahsediyor... Becerdiklerini ve beceremediklerini sıralıyor... Nur Yerlitaş bu şiir gibi röportajda sıradışı bir insanın hayatına dair müthiş şeyler söylüyor.
 
Kimdir?
 
11 Aralık 1960, İstanbul Vefa doğumlu. Nişantaşı’nda yaşıyor ama bir dünya vatandaşı. Milano’da da yüksek tavanlı minik bir dairesi var.
 
‘ZENGİN DEĞİLİM AMA ÇOK ZENGİN YAŞIYORUM’
 
Gelecekle ilgili planların? Milano’da yüksek tavanlı minik bir daire tuttum.
 
Ne yani, yerleşiyor musun oraya? İşimi bırakamıyorum ki? Uçağa bindiğin zaman ha Bodrum, ha Milano... Yeşilköy’e kadar gidebilmek yeter. Bir de Balat’ta annemin dairesi var. Kiracıyı çıkarabilsem orada oturmayı düşünüyorum.
 
Aile özleminden mi, mahalle özleminden mi? Komşuculuk sadece, dostluk... Orada rekabet yok, kıskançlık yok. Milano’da da öyle. Milano’da dünyalı, Balat’ta mahalleli olacağım.
 
Nur Yerlitaş’ın çok parası var mı? Hayır, zengin bir kadın değilim ama cüzdanımdaki paraya göre çok zengin yaşıyorum.
 
Geçmiş dönemlerde yaşasaydın kimleri giydirmek isterdin? Jacqueline Kennedy, Prenses Süreyya ve Ümmü Gülsüm’ü.
 
Yakışır. Zaten sende de tam bir leydi havası var. Aman İzzet... Leydi falan değilim. Ben bir kadınım, baştan aşağı bir kadınım. En marka mücevherleri takıp takıştıran, sonra da ortalıkta salınan bir mahalle kadınıyım.
 
Son olarak, Nur Yerlitaş’ı biraz tarif etsene bize...
 
Chanel kolyelerimle, bileziklerimle birmahalle kızıyım. Arızalı bir kadınım. Aşında, işinde, özelinde, tümhayatımda arızalıyım. Çarçabuk devreleri atabilen bir elektrikli alet gibiyim. Hassas ve full teknoloji bir buzdolabı düşün, en ufak bir dokunuş onu bozar, değilmi? Ben de aynen öyleyimişte. Haydi kalkalım... “Haydi kalkalım” dedi durup dururken... Haydaaa.... Tatlı tatlı konuşuyoruz, üstelik eve geldiğimizde, üzerinde leopar önlüğüyle bize harika
dolmalar sarmış. Ama yerinde duramıyor... Teklifi de cazip... Nargile içermiymişiz? Nerede? Tophane’de... Ömür kadın. Hani bildiğimiz filmlerdeki gibi bir başlangıç, gelişme ve sonuç gibi yok hayatında. Tarantino’nun Pulp Fiction filmi gibi düzenli bir karmaşıklık içinde. Beni de uydurdu kendine, bu röportajı yazmaya sondan başladık, haydi hayırlısı! Tophanemaceramızı anlatsamsayfalara sığmaz. Onun için sizleri bu sohbetin başına ışınlıyorum...
 
‘KASABA BİLE CHANEL’LE GİDERİM’
 
Gençliğinde en büyük esin kaynağın neydi? İlham almak için moda dergilerine bakar mıydın?
Yok, ama annem de teyzelerim de şık kadınlardı. Pazar günleri Tünel’deki kilisenin önüne gider, bütün şık kadınları seyrederdim. Şapkalar, çantalar, krokodiller, inciler...
 
Kalabalığın içinde yalnız bir insan imajı çiziyorsun. Doğru mu? Doğru. Aslında arkadaşlarımla bir nefes kadar yakınım. Ama öyle bir an geliyor ki aramızda bir anda uçurum oluşuyor. Buna sebep olmamak için de kendimi çekiyorum. Yoksa saç saça baş başa girerim.
 
Lügatinde af yok mudur?
Af yok. Çünkü kavga etmem, son sözü söylerim.
 
İnsanı alıp sürükleyen bir Brezilya dizisi gibisin...
Öyle görüyorsan ne güzel...
 
Aşk var, mükellef sofralar var, entrika var bu dizide...
 
Şiddeti unutma!
 
Kibarlık edip unutturayım dedim. Peki bu tabloda hiç âşık oldun mu?
 
Tabii ki her kadın gibi ben de âşık oldum ama hep olmazlara oldum.
 
Vay! Şimdi de bir şair!
 
Şairlik kim ben kim? Ben mahalle kızıyım ayol.
 
Rezidansta yaşayan bir mahalle kızı...
Aslında her mahallede bir Nur Yerlitaş vardır.
 
Sizin orada rezidans baskısı var mı bacım?
Rezidanslarda yaşayanlara gülüyorum aslında. Onlar medeni hapishanelerdeler.
 
Peki sen nerede yaşıyorsun?
Camdan dışarı seslendiğimde bakkalı, bozacıyı, karpuzcuyu çağırmalıyım. Başka yerde oturamam.
 
Korkarım çarşıya pazara Chanel’lerinle gidersin.
Neden gitmeyeyim ki?
 
Oraya giderken bunu, şuraya giderken bunu giyeyim, diye bir ayrım yapıyor musun?
Tahtakale’den aldığım taklit takıyı sos ye tik düğün de ta ka bi li yo rum. Çok pa ha lı bir Cha nel bon cu ğu
da pa zar da pat lı can bi ber se çer ken kul la na bi li yo rum.
 
Peki Chanel kolyeyle pazarda ne hissediyorsun?
Eğleniyorum. Chanel kolyenin, oradaki satıcılar için ne anlamı olabilir ki? Kendimle dalga geçiyorum aslında.
 
 Her başlangıcın zorlukları vardır. Sen neler çektin işin başında?
Bana önceleri valizci, hatta bohçacı derlerdi... Ama kırmızı halı bohçacısı.
 
Kırmızı halı bohçacısı mı?
Müşterilerim özel şoförlerini gönderir aldırırdı malları. Önemli insanlardı.
 
Yalvarırım şunu baştan anlat.
80’li yıllardı. Yurtdışından valizlerle mal getirip satıyorum. Her şey yasak.
 
Yurtdışına 100 dolardan fazla para çıkarılamazdı...
İşte o günler... İtalya’dan giysiler filan getiriyorum, Alitalia grevde. Havaalanlarında yatıp kalkıyorum. Bir çizmemin içine 500 mark, diğerine de 500 mark saklıyorum ki birinin başına bir şey gelir, çalınırsa diye... Bir de o
kadar gencim ki, 25-26 yaşında...
 
Korkmuyor musun o yaşta?
Korkmaz mıyım? Parfümün, İpana’nın zor bulunduğu dönem. Yurtdışından getirirdim ve bir gün bu çabalarım
bana geri dönecek derdim. Yaptığım işin adı valiz ticaretiydi resmen. Mahalle adı da bohçacılık işte.
 
Bugün çok ünlü modacıların sana özel tasarımlarını takıyorsun.
Tutkulu bir kadınım. Çocukluğumdan beri izlediğim yabancı artistlerin inciklerini, boncuklarını, çantalarını
hayal ettim. Ben de Chanel bileziklerimle, Chanel incik boncuklarımla bir mahalle kızıyım aslında. Ciğercide
oturup muhabbet eden...
 
Sonra Papermoon’da yemek yiyen...
Ay, tabii ben böyle bir kadınım. Ha, zamanım olsa her dakika oralardayım. Asistanlarım, yanımda çalışan  elemanlarım var ama ben bakkala çakala kendim gidip her şeyi yapmazsam ben olamıyorum. Beni oraları besliyor.
 
Mutlu musun Nur, yoksa yüzündeki gülücükler içinde bastırılmış bir şeyleri mi kamufle ediyor?
Durduğum platform o kadar kaygan ki, insan 4 ayakla bile bassa sağlam duramaz.
 
Seni herkes tanıyor ama gerçek Nur Yerlitaş kim?
İçimde 10 ayrı kadın yaşıyor. Matruşka bebekleri gibi. İçimdeki o cambazlarla başetmek çok güç!
 
Açtıkça içinden yeni bir kadın çıkıyor...
Belki içimde Yedi Cüceler de var, ne bileyim? Öfkelisi, somurtkanı, uykucusu hepsi benim... Hepsinin prensesiyim.
 
Yoksa aşka içindeki o cüceler mi izin vermiyor?
Yok vermiyorlar. Yenilerde aşkı yakaladığımı zannetmiştim. Bir sabah uyandım ki, âşık değilmişim.
 
Neredeyse ağlayacaksın. Çok duygulandın!
Duygulandım tabii. Ama o kadar.
 
Senin enerjine mi yaklaşamıyorlar?
Ha ya ta ay nı pencereden bakamıyoruz. Birimiz bakıyor, diğerimiz görüyor.
 
Baskın karaktersin belki...
Eziyorum onu. Olmuyor, olmuyor. Ne fena değil mi? Keşke 20’lerimde olsaydım diyorum zaman zaman.
 
Bugünkü zekân ve birikiminle 20 yaşında olsaydın, daha da mutsuz olmaz mıydın?
Kendimi dünyaya hazırlıklı yetiştirirdim. Biliyorsun çocuğum yok İzzet. Bu dünyadan gidersem dört yeğenimi koruyamayacakmışım gibi geliyor. 20 yaşında olsam diyorum.
 
İstersen konuyu değiştirelim. En büyük takıntısı nedir Nur’un?
Kıskançlığı.
 
Neye karşı bu kıskançlık?
Beceremediğim bir şeye.
 
 
Neyi beceremiyorsun ki?
Elbiselerimi desem?
 
Lafı çevirme şimdi. Mutluluğu beceremiyorsun değil mi ?
Evet, doğrusu beceremiyorum.
 
Sanıyorum becerenleri değil de mutluluk sözcüğünün kendisini kıskanıyorsun.
Evet, çünkü mutluluğu elime yüzüme bulaştırıyorum.
 
 
‘GENÇKEN ARAP ATI GİBİYDİM’
 
Kilolu, topluca bir kız mıydın?
Yok canım, Arap atı gibiydim. Yürüdüm mü herkes dönüp bakardı.
 
Bugüne kadar hiç evlendin mi Nur?
Hayır. Hep döndüm evliliğin eşiğinden.
 
‘Kıvanç ve Kenan değil ama Nejat İşler uyar bana’
 
Hayalindeki erkek nasıl biri?
 
Kenan İmirzalıoğlu mu, Kıvanç Tatlıtuğ mu?
İkisi de değil. Nejat İşler uyar.
 
Hafif arızalı bir tipi var ya... Çok adiyim değil mi?
Yok canım, içinden ne geliyorsa o. Senin yemeklerin de dillere destan.
 
En güzel hangi yemeği yapıyorsun?
Ispanak ve dolmada rakip tanımam.
 
 
Ellerine sağlık. Modaya dönersek. Hangi yabancı ünlüyü giydirmek isterdin?
Beyonce. Çünkü o elbisemi çok iyi taşıyabilir.
 
 
Aynada kendini seyrettiğin oluyor mu hiç?
Çok moralim bozuk olduğu zaman geçerim aynanın karşısına. Oda ya ka pa nır mak yaj yapma ya baş la rım. Bütün incik boncuklarımı çıkarırım. Boyanır, süslenirim. Sonra tamamen yüzümü siler yatarım.
 
 
Hangi müzikleri dinlersin?
Geldiğinde Adriano Celentano çalıyordu. Edith Piaf’a, Ümmü Gülsüm’e bayılırım. Ama sıkı bir Şebnem Ferah fanıyım.
 
Şebnem’e sahne kostümü hazırlasan?
Koyu bir mor; mosmor giydirmek isterim. Dünyalı gibi gelmiyor bana. O da benim gibi uzaylı.
 
 
 
‘KERTENKELE GİBİ SÜRÜNDÜM’
 
 
İşindeki ve içindeki bu noktaya, zirveye nasıl geldin?
Zirvede değil zirveye 10 kalayım ben. Ama çok süründüm, kertenkele gibi...
 
Hakkında dedikodu yapanlar var mı?
Öldürmeyen dedikodu güçlendirir beni. Her şeyimi çalabilirler. Paramı, modellerimi, sevgilimi.
Ama zamanımı ve enerjimi asla! Onları yerine koyamam.

Habertürk