"Sınavları kaldırmak istiyoruz"

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, uzun vadede Türkiye'de öğrencileri seçmeye dayalı sınavları kaldırmak istediklerini söyledi.

Sınavları kaldırmak istiyoruz
24 Şubat 2012 Cuma 19:13 tarihinde eklendi, 1.179 kez okundu.

Milli Eğitim Bakanlığınca Antalya'nın Manavgat ilçesinde düzenlenen Mesleki ve Teknik Eğitim Çalıştayı'na katılan Bakan Dinçer, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran, kesintisiz eğitime son veren kanun teklifiyle ilgili gazetecilerin sorularını yanıtladı. 
    
Tasarının bazı teknik hataların düzeltilmesi ve kamuoyundan gelen tereddütlerin yeniden gözden geçirilmesi için alt komisyona alınmasını talep ettiklerini kaydeden Dinçer, ''Ortaya çıkan tereddütlerin tekrar gözden geçirilmesiyle ilgili bir çaba ortaya koyacağız. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı olarak biz Türk eğitim sisteminin daha iyi ve daha etkin hale gelmesi için daha dikkatli bir çaba içerisinde olacağız. Bu sebeple de alt komisyona gitmesini biz talep ettik'' dedi. 
    
Tasarıyla ilgili tereddütlerin ne olduğunun sorulması üzerine Dinçer, ''Kamuoyundan gelen tereddütler var. Bunların bazıları ideolojik tereddütler. Doğrusu ideolojik tereddütler ideoloji meselesi... Onun dışındaki teknik olarak veya eğitim sisteminin dünyayla uyum sağlamasıyla alakalı konularda sarf edilen tereddütler varsa onları değerlendireceğiz'' diye konuştu. 
    
Tasarının eğitim sisteminin esnekleştirilmesiyle alakalı konularda geniş kapsamlı bir çalışma sunduğunu vurgulayan Dinçer, dünyada eğitim sisteminin sonuçlara, bilgi ve yeteneklere dayalı bir alana doğru çekildiğini dile getirdi. 
    
Kız çocuklarının okullaşmaları ile ilgili eleştirilerin hatırlatılması üzerine Dinçer, şöyle konuştu: 
    
''Biz bu zamana kadar kız çocuklarımızın okullaşması ile ilgili çok ciddi tedbirler aldık. Bugünden sonra da bu zamana kadar yaptıklarımızı inkar edip geriye dönüp başka bir şey yapmayı asla düşünmeyiz. Bu sebeple bakıldığında lütfen geriye dönüp bakılsın, orada kız çocuklarının okullaşmasıyla ilgili yapılan çabaları göz önünde bulundursunlar. Bundan sonra yapacaklarımızı da o gözle değerlendirmede bulunsunlar.'' 
    
''Kanun tasarısının engelli çocukların okullara gönderilememesini kapsadığı ve bu durumun engelli çocukların dışlanmasına neden olacağı yönündeki'' görüşün ifade edilmesi üzerine Dinçer, okula devam edebilecek statüdeki öğrencilerin okullarına devam edeceğini, bu yasanın onları kapsamadığını ifade etti. 
    
Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü: 
    
''Mesela okula devam etme imkanı olmayan özürlüler olabilir mi- Bugün teknoloji öyle gelişti ki insanların oturdukları yerden yattıkları yerden eğitim almaları mümkün. Varsa bilgi ve kabiliyetleri bunların belgelendirilmesi de mümkün. Yine bu doğrultuda hakikaten belirli yaşın üstündeki insanların eğitim almaları da mümkün. Yine bu çabalarımıza rağmen topluma kazandırma konusunda başarılı olamadığımız toplum kesimleri var. Mahkumlar söz konusu olabilir.'' 
    
''Bu sistemi, düşük gelirli ailelerin çocuklarını meslek liselerine yönlendirmeye yönelik bir duruma sürüklemeyecek mi-'' sorusuna ise Dinçer, uygulamanın okuma çağında ve okula devam etme durumu olan çocukların okuldan uzaklaştırılmasıyla alakalı bir durum olmadığını dile getirdi. 
     
-''Haksız yorum''- 
     
Eğitim sistemindeki esnekleştirmenin toplum içinde nasıl sonuç doğuracağına dair tedirginlikleri anlayışla karşıladığını belirten Dinçer, ''Yorumlandığı gibi bunların eğitim sisteminde bugüne kadar yapılan kazanımları geriye götüreceğini kabullenmek doğrusu çok halkı bir yorum değil'' dedi. 
    
Engelli okullaşmasıyla ilgili 2006 yılında bir genelge hazırlandığının hatırlatılması üzerine Bakan Dinçer, o konuda yeterli hukuki zeminin olmadığını kaydetti. 
    
Özellikle sivil toplum örgütlerinin, kadın sivil toplum örgütlerinde kızların evde eğitim alacağına dair yanlış bir yorumlama olduğuna işaret eden Dinçer, şöyle konuştu: 
    
''Ben şunun altını hakikaten çizmek istiyorum. 2002 yılında AK Parti iktidara gelmeden önce ilköğretimde okullaşma oranı yüzde 91 civarındaydı hatta yüzde 91'den de düşüktü. Kız çocuklarının okullaşma oranı ise 100 erkek öğrenciye karşı 88 kız öğrenci vardı. O zamandan bu zamana kadar alınan idari tedbirlerle bunun da altını çiziyorum, dikkatle bakalım, zorunlu ve kesintisiz eğitimle alakalı değil bu, o zamandan alınan idari tedbirlerle ben size sayayım 'baba beni okula gönder', 'Haydi kızlar okula', 'şartlı nakil transferi', devamsızlıkların takibi ile ilgiyi uyguladığımız programlar ve benzeri pek çok programla biz kız çocuklarımızın okullaşmasıyla ilgili pek çok ciddi adımlar attık.'' 
    
İlköğretimde okullaşma oranının yüzde 98.5'un üzerine çıktığını ve kız çocuklarının okullaşma oranının da 100 erkek öğrenciye karşı 100.4 oranına yükseldiğini belirten Dinçer, tasarı üzerinde yapılan eleştirilerin ''tasarıyı okumamakla alakalı'' olduğunu kaydetti. 
     
-Eğitim yaşı- 
     
Dünyada okula başlama yaşının daha erkene çekildiğini, mesleki eğitim yaşının da ileri yaşlara ötelendiğini söyleyen Dinçer, Türkiye'de de bu uygulamayı gerçekleştirmeye çalıştıklarını kaydetti. 
    
Okul öncesi ile ilgili de bazı tereddütlerin olduğuna işaret eden Dinçer, ''Ben şunu size çok açıklıkla ifade etmek istiyorum. Bu kanuni tedbir olmasa bile bizim idari tedbirlerle yüzde 100'e ulaşabilme imkanına kavuştuğumuz bir husus artık. Okul öncesi eğitimde 5 yaş grubunda biz yüzde 100'e ulaşmayı 2013'ün yılının sonunda hedeflemiş durumdayız. Hukuken bir zorunluluk olmasa bile bu ülkede biz buna ulaşmak istiyoruz'' dedi. 
    
Bu yıl yatırım kaynaklarının önemli miktarını okul öncesi eğitim programına ayırdıklarını söyleyen Dinçer, çok büyük ihtimalle 2013 yılı sonunda hedeflerine ulaşacaklarını kaydetti. 
    
Ancak okul öncesinin zorunlu olması konusunda hiç bir tereddütlerinin bulunmadığını bildiren Dinçer, o konu da kanuna bir madde ilave edebileceklerini ifade etti. 
     
-Mesleki eğitim- 
     
''Türkiye'de çıraklık eğitiminin etkinliği ve faydası üzerinde tartışma yapılması gerektiğini de düşünen bir insanım'' diyen Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü: 
    
''Orada hukuken yaşın geriye çekilmesi sadece alt sınırı belirliyor. Milli Eğitim Bakanlığının programları, müfredatı ve benzeri diğer çalışmalarda dünyanın gidişatına ters bir uygulamaya dönük bir çalışma yapmayacağız, endişe edilmesin. Kanunda iki şey söyleniyor, bilgi ve yeteneklere göre tercihlerin oluşturulması ve yönlendirmenin sağlanması diye. Dolayısıyla aslında ilköğretimin ikinci kademesinde yapılacak yönlendirme mesleki yönlendirme olmaktan çok çocuklarımızın ilgi ve yeteneklerine göre bir tercihi yapma imkanının artırılmasıdır. Yani mesela çocuklarımızın ilgisi ve yeteneği, daha çok sosyal bilgilere yönelikse, fen bilgilerine yönelikse, güzel sanatlara yönelikse, spora yönelikse o alandaki ilgi ve yeteneklerini görmek ve o doğrultuda onlara seçenekler sunmaktan ibaret bir husustur.'' 
    
Eğitim sistemiyle ilgili dünyadaki uygulamaların gözden geçirilmesini isteyen Dinçer, 7 yıl süreyle kesintisiz eğitim veren ülkelerin incelenmesi gerektiğini belirtti. 
    
Kademelendirmenin kesintisizlik anlamına gelmediğini ifade eden Dinçer, eğitim sisteminin kesintili hale getirilmesinin sadece sistemi esnekleştirdiğini söyledi. 
     
-Sınav sistemi- 
     
Yeni uygulamanın fen lisesi ya da sosyal bilimler liselerine girişi nasıl etkileyeceği yönündeki soru üzerine ise Dinçer, şunları kaydetti: 
    
''Ben size sorayım, siz Türkiye'de Anadolu liselerine, fen liselerine, sosyal bilim liselerine sınavla geçiş konusunda rahatsızlık duymuyor musunuz- Hepiniz rahatsızlık duyuyorsunuz ve bunu da sıklıkla benim gündemime getiriyorsunuz. Peki o zaman Türkiye'de fırsat eşitliği konusunda rahatsızlık duymuyor musunuz- Türkiye'de imkan ve fırsat olarak aynı şeyleri sunamıyoruz eleştirisini yapmıyor musunuz- O zaman Hakkari'de fen lisesi yok, Şırnak'ta, Erzurum'da, Erzincan'da yoksa ve oradaki lisede daha kabiliyeti ve ilgisi olan çocuğun daha fazla fen dersi almasının ne mahsuru var-'' 
    
Bunları fen liselerinin alternatifi olarak da düşünülmemesi gerektiğini, çeşitlendirme olarak algılanması gerektiğini kaydeden Dinçer, ''Fen lisesi bugün başarılıysa başarılı bir şekilde biz onun eğitimini devam ettirecek tedbirleri alırken, aynı zamanda herhangi bir lisemizde fen kabiliyeti olan çocuklarımıza da fen lisesine gidemediği için orada fen lisesinde verilen dersleri verme imkanına sahip olsak yanlış mı olur-'' diye konuştu. 
    
Bakan Dinçer, 4'üncü sınıftan sonra sınav olup olmayacağıyla ilgili soru üzerine, şöyle konuştu: 
    
''Biz uzun vadede Türkiye'de seçme esaslı, öğrencileri seçmeye dayalı sınavları kaldırmak istiyoruz. Uzun vadede ve bu önemli. Hemen bugün yarın değil çünkü. Onun hazırlıkları ile ilgili çalışmalarımız ancak tamamlandığında sizinle paylaşacağım. Ama bunun altını tekrar çiziyorum, öğrencilerimizi seçme esaslı sınav sisteminin gözen geçirilmesi ile ilgili çalışma yapıyorum ben. Öğrencilerimizin ancak bilgi ve yeteneklerini ölçen, seviyelerini tespit eden olgunlaşma sınavlarına itirazımız yok ama öğrencilerin bir üst sınıfa geçmek için seçileceği sınavların gözden geçirilmesi gerektiği kanaatini taşıyorum.'' 
    
Bakan Dinçer sadece seviye belirleme sistemi planladıklarını kaydetti. 
     
-Bakanlar Kurulu'na yetki verildi- 
     
12 yıllık kesintili eğitimin ne zaman hayata geçeceği ile ilgili soruya ise Dinçer, o konuda Bakanlar Kuruluna yetki verildiğini belirtti. 
    
Ancak okul öncesi eğitim programının değiştirilmesine gerek duymadıklarını, 2012-2013 eğitim yılı sonuna kadar hedeflerine ulaşmak için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyen Dinçer, 4'üncü yılın yani ortaöğretimin zorunlu hale getirilmesi ile ilgili altyapıya yönelik bir zamana ihtiyaç duyduklarını ifade etti. 
    
Dinçer, çalışmanın 4-5 yıllık bir süre içinde tamamlanmasını öngördüklerini belirtti. 
    
Yabancı okulların ve İmam Hatip okullarının orta bölümlerinin yeniden açılıp açılmayacağı sorusuna ise Bakan Dinçer, ''Eğer kanun bu konuda mevcut yapısını korursa açılabilir, hukuken bir engel kalmıyor. Bu herkes için geçerli bir uygulamadır'' dedi. 
    
Öğrencilerin bu okullara nasıl gideceği sorusuna ise Dinçer, bunun bir yıllık ya da hemen ertesi gün yapılacak bir uygulamanın hukuki hazırlığı olarak görülmemesini istedi. 
    
Uygulamanın uzun vadeli bir stratejinin yapısı olarak değerlendiren Dinçer, ''Kanunun esas mantığı, Türk eğitim sisteminin katılığını gideren bir altyapı oluşturuyor. Bunun dışındaki her şey zaman için de ve safha safha paylaşılır'' diye konuştu. 
     
-TÜSİAD'ın değerlendirmesi- 

     
TÜSİAD tarafından yapılan açıklamalara değinen Dinçer, sözlerine şöyle sürdürdü: 
    
''Ben TÜSİAD'ın dünyadaki bütün kaynaklara ulaşabileceğine inanıyorum. Yaptığı çalışmalarda, pek çok raporda da buna benzer değerlendirmeleri yaptıklarını da biliyorum. TÜSİAD, dünyada kesintisiz eğitimi uygulayan kaç tane ülke var onunla ilgili bir değerlendire yapsın, ben de göreyim. Çünkü dünyanın pek çok ülkesinde 4+4+4, 5+3+4, 6+3+3 gibi ama birbirinden farklı olmak üzere kesintili eğitim uygulaması varken, Türkiye'de kesintili eğitime geçecek olmanın bu kadar çok eğitim sistemini altüst edeceğine dair değerlendirmenin ne kadar doğru olacağını siz takdir edin.'' 
    
Kesintisiz eğitimin bazı okulların kapanması ile alakalı değerlendirmenin tam doğru olmadığını ifade eden Dinçer, okulların kapanmasında eğitimin kesintili ya da kesintisizliği ile alakalı bir yapısal durumdan çok pragmatik olarak baktıklarını söyledi. 
    

Bakan Dinçer, taşımalı eğitimin de devam edeceğini bildirdi.